Psikanaliz ve Zen-Budizm Vol-IV

Baskısızlaştırma ve Aydınlanma

Psikiyatri, neden bazı insanların delirdiği sorusuyla ilgilenirken aslında doğru soru, neden çoğu insanın delirmediğidir. İnsanın dünyadaki durumu, ayrılığı, tek başınalığı, güçsüzlüğü ve bunun farkında olması düşünüldüğünde, bu yükün kaldırılabileceğinden daha ağır olacağı beklenir; öyle ki, kelimenin tam anlamıyla, bu gerilimin altında paramparça olur. Çoğu kişi, bu sonuçtan, yaşamın rutinini umursamamak, topluluğa uymak, güç, itibar ve para arayışı, idollere bağımlılık (dini tarikatlarda diğerleriyle paylaşılır), kendini feda edercesine mazoşist bir yaşam, narsistçe kendini beğenmişlik gibi dengeliyici mekanizmalar sayesinde kaçınılır; kısacası sakat kalırlar. Bu dengeliyici mekanizmaların hepsi de, çalıştığı takdirde, deliliği bir dereceye kadar sürdürebilir. Muhtmel deliliğin gerçekten üstesinden gelen yegane temel çözüm, dünyaya eksiksiz üretken karşılığını vermektir ki, bunun en yüksek seviyesi aydınlanmadır.

“Zen’in amacına ulaşması için gereken bir koşul, hırsı, ister mal mülk hırsı olsun, ister şan şöhret, her ne hırsı olursa olsun onu yenmektir…… Esas nokta, psikanaliz kavramında hırsın patolojik bir fenomen olmasıdır; kişinin etkin ve üretken kapasitesini geliştirmemiş olduğu durumlarda ortaya çıkar…… Zen ve psikanaliz, insanın kötü arzularını bastırarak erdemli bir yaşam sürdürmesini sağlamaya çalışmıyorlar, kötü arzuların, genişlemiş bilincin sıcaklığı ve ışığıyla eriyip yok olmasını bekliyorlar…… Üretken bir seviyeye erişmiş bir kişi hırslı değildir, aynı zamanda da her şeyi bilme ve her şeye kadir olma hayallerini ve görkemliliğini aşmıştır; alçakgönüllüdür ve kendini olduğu gibi görür.”

“O zaman düzgün ifade edersek, sadece çeşitli bastırılmışlık derecesindeki durumlardan, yani dil, mantık ve içeriğin toplumsal süzgeçlerinden geçebilen deneyimlerin farkındalığa ulaşmasına izin verildiği bir durumdan söz edebiliriz. Kendimi bu süzgeçten kurtarabildiğim ve kendimi evrensel insan olarak deneyimlediğim dereceye, yani bastırılmışlığın azaldığı dereceye kadar içimdeki en derin kaynaklarla, bu da demektir ki, bütün insanlıkla temasta olurum. Tüm bastırılmışlık kaldırılmışsa artık bilinç karşısında bir bilinçdışı yoktur; doğrudan, aracısız deneyim vardır; kendime yabancı olmadığım takdirde hiç kimse ve hiçbir şey bana yabancı değildir.”

“Bastırılmışlık durumundaki kişi, dünyayı sahte bilinçle yaşar. Var olanı göremez, şeylerin yerine düşündüğü imajı koyar ve onları gerçek halleri yerine düşündüğü imajların ve fantazilerin ışığında görür. Tutkularını, kaygılarını yaratan düşünülmüş imajdır, çarpıtan peçedir. Sonunda bastırılmış kişi, kişileri ve nesnesleri deneyimlemek yerine beyin faaliyetleri ile deneyimler. Dünyayla temasta olduğuna dair yanılsama içindeyken aslında kelimelerle temastadır…… Bastırılmışlık halinde yaşayan birinin yabancılaşmış biri olduğunu söyleyebiliriz. Kendi duygu ve düşüncelerini nesnelere yansıtır ve kendini duygularının öznesi olarak deneyimlemez, kendi duygularıyla yüklü nesneler tarafından yönetilir. ”

“Dünyayı yabancılaşmadan yaratıcı bir şekilde yaşamak için yeniden çocuk olmalıyız; fakat yeniden çocuk olurken bir yandan da çocuk değil, tam olarak gelişmiş yetişkinleriz.”

“Bilinçdışının bilincine varmak, kendimdeki ve dolayısıyla yabancıdaki bastırılmışlığı ve yabancılaşmayı yenmek demektir. Uyanmak, yanılsamalardan, hayallerden ve yalanlardan sıyrılıp gerçeği olduğu gibi görmek demektir. Uyanan insan, özgürlüğü ne kendisi ne de başkası tarafından kısıtlanabilen özgürleşmiş insandır. Kişinin farkında olmadığı şeyin farkına varma süreci, içsel bir devrim oluşturur. O, hem yaratıcı zihinsel düşüncenin hem de sezgisel dolaysız kavramanın kökeninde bulunan hakiki uyanmadır. Yalan söylemek, ancak, gerçekliğin sadece bir düşünce olarak deneyimlendiği yabancılaşma durumunda mümkün olur. Uyanık olunduğunda var olabilen gerçekliğe açık olma halindeyken yalan söylemek imkansızdır çünkü yalan, tam olarak deneyimlemenin kudreti altında erir. Son tahlilde, bilinçdışını bilinçlendirmek hakikatin içinde yaşamak demektir. Gerçeklik, yabancılaşmayı durdurdu; ona açığım; bıraktım olsun diye; dolayısıyla ona verdiğim karşılıklar hakiki.”

“Aslında bilinçdışı, aksine bizle en yakın ilişkide olan şeydir ve tam da bu yakınlık nedeniyle tıpkı gözün kendisini görememesi gibi, kavranması zordur. Dolayısıyla bilinçdışının bilincine varmak, bilincin tarafına özel bir eğitim gerektirir.”

“Bilinç ile bilinçdışı arasındaki farklılık, bilincin kendini açmaya, üç katmanlı süzgeci gevşetmeye eğitildiği dereceye kadar yok olur. Tamamen yok olduğunda yansıtılmamış, doğrudan, bilinçli deneyim, yani idrak ve yansıtma olmaksızın oluşan türden bir deneyim gerçekleşir. Bu bilgi, Spinoza’nın, bilginin en üst biçimi dediği sezgidir…… Bu aracısız, yansıtılmamış kavrayış deneyiminde insan, hepimizin olduğu ama unuttuğu, yaratıcı yaşam sanatçısı haline gelir. Onun her haraketi, özgünlüğünü, yaratıcılığını ve yaşayan kişiliğini dışa vurur. Onda kalıplaşmış davranışlar, uymacılık, baskı altında tutulan güdüler yoktur…. Parçalanmış, sınırlanmış, baskı altında tutulmuş benmerkezci bir varlığa kıstırılmış bir benliği yoktur. Hapishaneden çıkmıştır. Olgun insan, kendini duygusal kirlenmeden ve idrakin müdahalesinden arındırmışsa korku, kaygı, güvensizlik gibi rahatsız edici duyguların ona saldıracağı yer bulmayacakları bir özgürlük ve kendiliğindenlik yaşamını gerçekleştirebilir.”

“Analiz sürecinde ne olur? Kişi, bilinçli olarak alçakgönüllü, cesur ve sevgi dolu olduğuna inanırken ilk defa kibirli, korkmuş ve nefret dolu olduğunu hisseder. Yeni içgörüsü onu incitebilir ama bir kapıyı da açar; kendi içinde bastırdığı şeyleri başklarına yansıtmayı bırakmasını sağlar. İlerler; içindeki bebeği, çocuğu, yetişkini, suçluyu, deliyi, azizi, sanatçıyı, erkeği ve dişiyi yaşar; insanlıkla, evrensel insanla daha derinden ilişki kurar. Daha az şeyi bastırır, daha özgürdür, daha az yansıtma, daha az düşünme ihtiyacı duyar; o zaman ilk defa renkleri nasıl gördüğünü, topun yuvarlanışını nasıl gördüğünü, şimdiye kadar müziği sadece dinlemişken kulaklarının birden müziğe nasıl tamamen açıldığını deneyimler. Diğerleriyle tek olduğunu hissedince kendi kişisel ayrı egosunun, tutunulacak, geliştirilecek kurtarılacak bir şey olduğu yanılsamasını bir parça görebilir. Yaşamın cevabını kendisi olarak, kendisi haline gelerek aramak yerine kendisine sahip olarak aramanın beyhudeliğini yaşar. Tüm bunlar, hiçbir düşünsel içeriği olmayan beklenmedik, ani deneyimlerdir; yine de sonrasında kişi kendini özgür, daha güçlü, öncekinden daha az kaygıylı hisseder.”

“Psikanaliz dikkati, çarpıtılmış algıya yönlendirir; kişinin kendi içindeki hayal ürününü tanımasını sağlar; bastırılmışlığı kaldırarak insani deneyimin alanını genişletir. Kişinin çocukluktan itibaren ruhsal gelişmesini inceler ve kişinin şimdi bastırmakta olduğu şeyi yaşamasına yardımcı olmak için önceki deneyimlerinden kurtarmaya çalışır…… kendi içindeki evrenle iletişimi başlattığı için dışarıdaki evrenle de iletişim kurar.”