Dokuz yüz katlı insan’dan Notlar – III

Halbuki rasyonel akılla, hatta Sufilerin, “ilme’l-yakin” (bilerek yaklaşma) diye tanımladıkları bakış açısıyla bile, ölüm gerçeğine yaklaşmak mümkün değildir. Bu ve daha sonraki “ayne’l-yakin” (görerek yaklaşma) mertebesinden geçip “Hakke’l-yakin” mertebesine gelindiğinde ölüm ancak “yaşanarak” anlaşılabilir. sf. 247

Fakat sen bir sıfata bürünür de donar kalırsan, bulunduğun yer cennet olsa, orada cennet ırmakları aksa, orası sana kupkuru, çirkin bir ova gibi görünür. -Mevlana sf.247

Hale takılmak ise ölümle eş anlamlıdır. Ölümsüzlüğü arıyorsak hal bağımlılığından kurtulmalı, doğumun sırrını çözmeye gayret etmeliyiz. Vaktin oğlu (ibn’ül vakt) olmalıyız. sf.249

Bir başka deyişle, ontolojik yükselmeyle pasif alıcılıktan aktif vericilik durumuna geçen insan, hem nefs binasının bir üst katına çıkmış hem de yeni bir hayata adım atmış olur. sf. 251

İbn Arabi’ye göre, vererek yükseliş, insanın huzuru bulmasının zaruri koşuludur. Alıp verdiğimiz nefes benzetmesinde olduğu gibi, alt katlarda alma moduna kilitlenmiş insanın kabz/daral nedeni, tuttuğu nefesi, ciğerleri patlayıncaya kadar vermeyişidir! Nefesini verebilse, bast/rahatlama ile durdurduğu hayatı tekrardan yaşamaya başlayacak, her an yeniden doğuş haline geçecek, donmuş zamanı eritecek ve dolayısıyla ölüm balonunu patlatacaktır… Nefs binasının bodrum katlarında, ezelde insana emanet edilmiş olan ilahi isimler basınç halinde, güncelleşmeyi ve dışa yansıtılmayı beklerler. “Ben özgürüm” diye dağda bayırda sırt çantası ile yürümek; hedonist, narsist bir varoluş tarzını insana “özgürlük” diye yutturmak, sadece boşuna zaman kaybıdır. Gerçek hürriyet ancak vermekle başlar. sf. 252

Sufiler geniş anlamda dört çeşit nefsani ölüm tanımlarlar; bunlar, beyaz ölüm, yani açlığa tahammül; kara ölüm, yakın çevremizdeki insanların (mesela aile ferdleri) yaptıklarına tahammül; kırmızı ölüm, nefs-i emmare’nin şehvani isteklerini söndürme ve yeşil ölüm, mevki, iktidar, itibar hırsını yenerek insanların gözünde değersiz olmayı kabullenmedir.

Bu dünyayı intihar yolu ile terk etmek, insanın ontolojik yükselme imkanını kullanmayıp kendi kendine borçlu gitmesi, alt katların ışığını söndürüp orada hapis kalması demektir. Psikoterapi bahsinde değineceğimiz gibi, hayatına son vermek isteyen insana yapılabilecek en tesirli psikoterapi, ona üst katların varlığını hatırlatmaktır. Ümitsizlik, çıkış kapısı olmayan bir kata hapsolma kaygısından kaynaklanır. Çoğu insan aslında o katın alt kişiliğini, rolünü, personasını “uyutmak” için bu yola başvurur. Gerçekte öldürmek istediği kişi; nefret ettiği halde, alternatifi olmadığına inandığı, bulunduğu katın “oyuncusu”dur!…sf. 255