Dokuz yüz katlı insan’dan Notlar – V

Terapist, yıllarca süren yadsımalar sonucunda, kıyısına kadar geldiği  ama bir türlü içerisine giremediği “okyanusun” kenarında, ağır bunalımlar yaşayabilir, alkol ve diğer bağımlılıklardan mustarip olabilir.

İlahiyet ve felsefe hariç başka hiçbir meslek grubunda psikiyatri kadar insanın “üst alemi” ile yoğun temasa geçiş söz konusu değildir. sf. 337

”Lâtif” kelime anlamı, “normal duyularla kavranıp nüfûz edilemeyen, son derece ince ve hassas özellikler”dir. Letâfetin doruk noktası, Allah’ın kendisinin algılanmasıdır… Eğer insan varoluş ekolojisini koruyup sağlıklı bir gelişme yolu izlerse, sonsuzlukla temas edebilir ve bildiğimiz yeteneklerinin ötesinde akli, duygusal, sezgisel ve lâtif yeteneklere sahip olabilir. sf. 345

Kendinde olursan gam ve keder bulutları seni kaplar, karanlıklar içinde kalırsın; Kendinden geçersen, senin kucağına ay doğar da her tarafı aydınlatırsın… (Hz. Mevlânâ, Divân-ı Kebir’den Seçmeler, cilt 1, s. 188, çev. Ş. Ç.) sf. 348

Bilindiği gibi islam dininde secde, insanın Yaratan’ı önünde kalbini, aklından daha yüksek bir konuma getirmesi(Secde anında baş yere değerken, kalp daha yüksek bir konumdadır) ve Yaratan’a teslim olamasının bir ifadesidir. sf. 363

Bendeniz, berrak rüya görmeye yönlendiren eğitimi birtakım sebeplerden ötürü sakıncalı bulmaktayım. Eğer biz bu “kabiliyeti” geliştirirsek, göreceğimiz rüya sadece bulunduğumuz nefs katı ile sınırlı kalır ve üst alemimizden gelen o berrak pınarın suyunu, alt alemin tozları ile bulandırmış oluruz. Ama bu yetenek kendiliğinden zuhur ederse, o zaman eyvallah. sf. 365

Jung, anlamlı rastlantılar ve gelecekteki olaylarla ilgili rüyaları senkronizasyon kavramıyla tanımlar… Bu tarz rüyalar aracılığıyla Rabbimiz, yatay nedensellik tuzağına düşmüş insana, “Bak senin bir de bu zaman ötesi boyutun” var demektedir. sf. 366

Aslında bir yönüyle, bütün duygulanım patolojilerinin, oldukça benmerkezci birer varoluş tarzı oldukları söylenebilir. Kişi bunu istemli bir şekilde yapmasa da son tahlilde hep “Benim depresyonum, benim nevrozum, benim yetersizlik duygularım, öfkem, kaygım, tatmin olmayan isteklerim vs.” söz konusudur. Hayır terapisi, varoluş tarzımızda 180 derecelik bir dönüş gerçekleştirdiği için, bizi özgürleştirmenin yanı sıra, farkına varmadan o dokuz yüz katlı nefs binasının bir üst katına çıkmamızı sağlayabilir. Duyu ve duygularımız ile beraber latif zekamız da yeni özellikler kazanır. sf. 386