Psikanaliz ve Zen-Budizm Vol-III

“Zen’in özü, aydınlanmanın kazanımıdır(satori)…… Zorluk, satori’yi elde etmek için gereken muazzam çabadadır; bu çaba, çoğu insanın üstlenmek isteyeceğinden fazladır, bu yüzden satori, Japonya’da bile nadirdir.”

“Genelde bizi mutlu edecek ve başkalarına karşı sevecen davranmamızı sağlayacak gerekli yeteneklere sahip olduğumuz gerçeğini görmeyiz. Zen, kişinin varlığının doğasını kavrama sanatıdır; esaretten özgürlüğe giden yoldur; doğal enerjilerimizi serbest bırakır; delirmemizi veya sakat kalmamızı önler; mutluluk ve sevme yeteneklerimizi dışa vurmaya zorlar.”

“Satori, anormal bir ruh halide değildir; gerçekliğin yok olduğu bir trans hali de değildir. Bazı dini tezahüratlarda görüldüğü gibi narsist bir ruh hali değildir. Aksine son derece normal bir ruh halidir…”

“Uyanan kişi, dünyaya açık ve duyarlıdır; açık ve duyarlı olabilir çünkü bir nesne gibi kendine tutunmaktan vazgeçmiş, böylece boşalıp, almaya hazır hale gelmiştir…… Gerçeğe tam olarak uyanmak, yine psikolojik terimlerle konuşursak, üretken yönelime tam olarak ermiş olmaktır. Bu, kişinin kendisini dünyayla çabuk kavrayan, sömürücü, biriktirici veya pazarlayıcı  şekilde değil de, yaratıcı ve etkin bir şekilde (Spinoza’nın kastettiği anlamda) ilişkilendirmesi demektir…… Üretkenlik hali, aynı zamanda en üst tarafsızlık halidir; nesneyi, hırslarımın ve korkularımın çarpıtması olmadan görürüm.”

“Satori, sadece, dünyayı algılamasının ne dereceye kadar salt zihinsel ya da parataksik olduğunun farkında olmayan kişiye gizmeli görünür. Kişi bunun farkındaysa, tamamen gerçekçi diyebileceği farklı bir farkındalığın da farkındadır…… Gerçekliğin  çarpıtılmamış ve beyinsel olmayan bir şekilde algılanışının, Zen deneyiminin esas unsurudur.”

“Zen’de kendinin bilgisi, düşünsel olmayan, yabancılaşmamış bilgidir, bilenle bilinenin bir olduğu eksiksiz deneyimdir…… Kişinin kendi doğasının içyüzünü anlaması, bir bakıma dışarıda duran düşünsel bir şey değil, içeride bulunan deneyimsel bir şeydir…… Batı iki bin yıldır, varoluş probleminin cevabını düşünceyle verebileceğine inanıyor. Diğer taraftan Zen, yaşamın nihai cevabının düşünceyle verilemeyeceği öncülüne dayalıdır…… Zen’in yöntemi, kişiyi içinden mantık yoluyla değil, daha üst bir seviyenin sayesinde kaçmayı becereceği bir açmaza sokmayı kapsar…… En üst düzey gerçeğin kavranması kişinin kendisi tarafından yapılmalıdır.”

“Zen üstadının öğrencisine karşı tutumu, çağdaş Batılı okur için hayret vericidir çünkü kendisi, özgürlüğü kısıtlayıp hedefini sömüren akıldışı otorite ile otorite yokluğunun denetimsizliği seçenekleri arasında sıkışıp kalmıştır. Zen, otoritenin başka bir biçimini, akılcı otoriteyi yansıtır. Üstat öğrenciyi çağırmaz, ondan bir şey istemez, aydınlanmasını bile istemez; öğrenci kendi özgür iradesi ile gelir ve yine kendi özgür iradesi ile gider.”

“Mal mülk hırsı, kendini beğenmişlik ve kendini yüceltme de, diğer şeyler gibi, geride bırakılmalıdır. Geçmişe yönelik tutum minnettarllık, ana yönelik tutum hizmet, geleceğe yönelik tutum sorumluluk olmalıdır. Zen’de yaşamak, kendinize ve dünyaya karşı en kadirbilir ve hürmetkar mizaçla davranmak demektir, bu tutum, Zen disiplininin en karakteristik gizli erdeminin temelidir. Bu, doğal öz kaynakları ziyan etmemek demektir; yolunuza çıkan her şeyi ekonomik ve ahlaki açıdan eksiksiz kullanmak demektir.”

“Olumlu amaç olarak Zen’in ahlaki amacı, eksiksiz bir emniyet ve korkusuzluğa erişmek, esaretten özgürlüğe ilerlemektir. Zen, akıl değil, karakter meselesidir, bu da Zen’in yaşamın ilk prensibi olarak iradeden doğması demektir.”

Psikanaliz ve Zen-Budizm Vol-II

Bilincin, Bastırmanın ve Baskısızlaştırmanın Yapısı

“Psikanalitik yaklaşımın en karakteristik unsuru, kuşkusuz, bilinçdışını bilinçli hale getirme çabasıdır.”

“Nefesimin farkında olmam ile nefesim hakkında düşünmem aynı şey değildir; aslında nefesim hakkında düşünmeye başlayınca bir daha artık nefesimin farkında olamam.”

“Uzun vadede çoğunluk sömürülmeyi gönüllü olarak kabul etmelidir, bu ise ancak, zihinleri azınlığın hükümranlığını kabullnemesini açıklayacak ve haklı gösterecek her türlü yalanlar ve hayallerle doldurulduğunda mümkündür.”

“Her toplum, tarihsel gelişim süreci içerisinde, geliştirdiği belirli biçimde yaşamını sürdürme ihtiyacına kapılır ve bu yaşamı tüm insanlarda ortak olan daha kapsamlı insani amaçları göz ardı ederek başarır. Toplumsal ve evrensel amaç arasındki bu çelişki, insanlığın hedefleri ile belli bir toplumun hedefleri arasındaki ikiliği inkar etmeye ve buna bahane bulmaya yarayan her çeşit hayal ve yanılsamanın uydurulmasına yol açar…… bilincimizde bulunan çoğu şeyin sahte bilinç olduğunu ve bizi bu hayali ve gerçekdışı kavramlarla dolduranın, esasen toplum olduğunu vurgulamak istiyorum.”

“Genel anlamda konuşursak, bir deneyimin, dilde ilgili bir kelimesi olmadığı için farkındalığa girmediği söylenebilir…… Sadece yapılmaması değil düşünülmemesi bile gereken şeyler vardır. Örneğin, başka kabilelerin üylerini öldürüp, onları soyan bir kabilede, öldürmeye ve soymaya karşı tiksinti duyan biri olabilir. Fakat bu duygusunun farkında olmaması kuvvetle muhtemeldir…… Dolayısıyla böyle bir tiksinti duygusuna sahip bir birey, muhtemelen tiksinti duygusunun farkındalığına nüfuz etmesine izin vermek yerine, kusma gibi psikosomatik bir belirti gösterecektir…… Her toplum, yaşamını devam ettirmek için bireylerin karakterlerini, yapmaları gerekeni yapmak isteyecekleri şekilde biçimlendirir.”

“Kişi kendini ne derece insanlıkla beraber hissederse, toplumsal dışlanmayı o kadar kaldırabilir ve tersi de geçerlidir. Kişinin bilincine göre haraket edebilmesi, onun kendi toplumunun sınırlarını ne derece aştığına ve bir dünya vatandaşı, bir kozmopolitan haline geldiğine bağlıdır.”

“Bilinçdışının içeriği ile ilgili şu açıklama yapılabilir: Daima, tüm karanlık ve aydınlık ihtimalleriyle bütünlük içindeki insanı yansıtır; daima, varoluşun yönelttiği soruya insanın verebileceği çeşitli cevapların temelini barındırır. Fakat her kültürdeki insanda tüm potansiyeller vardır; ilk insandır, yırtıcı hayvandır, yamyamdır, putperesttir hem de mantık, sevgi ve adalet kapasitesine sahiptir. O zaman bilinçdışının içeriği ne iyidir ne de kötü, ne mantıklıdır ne de mantıksız; bilinçdışının içeriği her ikisidir; hepsi insandır. Bilinçdışı, bütünlük içindeki insan eksi insanın içide bulunduğu toplumla uyuşan parçasıdır. Bilinç, sosyal insanı, bireyin içine atıldığı tarihsel durumun oluşturduğu rsatlantısal sınırlamaları yansıtır. Bilinçdışı evrensel insanı, evrende kök salan bütün insanı yansıtır; içindeki bitkiyi, hayvanı, ruhu yansıtır; insan varoluşunun doğuşundan beri tüm geçmişini yansıtır ve insanın tamamen insan olacağı, insanın doğallaştığı kadar doğanın da insanlaştığı güne kadarki geleceğini yansıtır.”

“Bilinçdışını bilinçlendirmek sadece insanın evrenselliği görüşünü bu evrenselliğin yaşam deneyimine dönüştürür; hümanizmin deneysel gerçekleşmesidir.”

“Freud, bastırmanın kişinin gerçeklik duygusuna nasıl engel olduğunu ve bastırmayı kaldırmanın gerçekliğin yeni bir şekilde idrakini sağladığını açıkça görmüştür. Freud, bilinçsiz arayışların bozucu etkisini aktarım olarak adlandırmıştır…… Hasta ancak bilinçdışıyla temas kurduğunda kendi ürettiği çarpıtmaların üstesinden gelebilir…… Mademki, kişi bilmediği ve bilinçli düşüncesine ters dürtüler tarafından güdüleniyor, o zaman kendi bilinçsiz arayışlarını da başka bir kişiye yansıtabilir ve dolayısıyla kendi içinde onların farkında olmayıp, diğerinin yansımasına ait olarak görebilir…… Gerçek dürtüleri bilinçsiz olan amaçlar için sahte bir açıklama olan bu bilinçli akıl yürütme, Freud tarafından mantığa bürünme olarak adlandırılmıştır.”

“…insanın bilincinde olduğu çoğu şey hayal ürünüdür; bu arada bastırdığı şey ise gerçektir…….(kişinin içindeki veya dışındaki) gerçek sandığı şeyin çoğu kısmı, zihnin oluşturduğu birtakım hayallerdir. Gerçeğin ancak, toplumsal işlevinin gerektirdiği dereceye kadar farkındadır……. Ortalama insanın bilinci, esasen hayal ürünlerinden ve yanılsamalardan oluşan sahte bilinçtir, bu esnada farkında olmadığı şey, gerçekliktir. Dolayısıyla kişinin neyin bilincinde olduğunu, neyin bilincine vardığını ayırt edebiliriz. çoğunlukla hayallerinin bilincindedir; bu hayallerin altında yatan gerçekliğin ise bilincine varabilir……bastırılmışlık hali rastlantısal, sosyal insan olan benim, benden, bütün insan kişiliğimden ayrılmam olgusuyla sonuçlanır. Kendime yabancıyım ve diğer herkes de bana aynı ölçüde yabancı. İnsani olan engin deneyim alanından kopartıldım ve kendisi ile diğerlerinin içinde gerçek olan ne varsa sadece onu yaşayan bir sakat olarak, bir insanın bir parçası olarak kalırım.”

“…gördüğümü sanırım ama sadece kelimeleri görürüm…hissettiğimi sanırım ama sadece duyguları düşünürüm. Düşünen kişi, yabancılaşmış kişidir, Platon’un mağara benzetmesinde sadece gölgeleri görüp yanlışlıkla anın gerçekliği ile karıştıran kişidir…… O, bir şey gördüğünü sanır; bir şey hissettiğini sanır; ama anı ve düşünce haricinde hiçbir deneyim yoktur. Gerçeği kavradığını sandığında onu kavrayan sadece beyin benliktir; o bütün insan, gözleri, elleri, kalbi, karnı hiçbir şey anlamaz; aslında o, kendisinin olduğunu sandığı deneyimde yer almaz.”

“…bu süreçte her adımın, normal bilincin hayal ürünü, gerçek dışı karakterini anlama yönünde olduğudur. Bilinçsiz olan şeyde bilinçlenmek ve böylece kişinin bilincini genişletmesi, gerçekle ve bu bağlamda hakikatle temas kurmaktır. Bilinci genişletmek, uyanmak, örtüyü kaldırmak, mağaradan çıkmak, karanlığa ışık getirmek demektir.”

“Kişinin bilinçdışını keşfetmesi, kesinlikle düşünsel bir eylem değil, mümkün olsa bile kelimelerle ifade edilmesi zor olan duygusal bir deneyimdir…… Bilinçdışını keşfetme süreci, derinden hissedilen ve teorik, düşünsel bilgiyi aşıp giderek genişleyen deneyimler dizisi olarak tarif edilebilir.”

Psikanaliz ve Zen-Budizm Vol-I

“Freud, mutlak güce sahip, her şeyi bilen bir Tanrı’ya duyulan inancın köklerinin, insanın varoluşunun acizliğine ve yardım eli uzatan bir anne-babaya, yani, cennetteki Tanrı’ya inanmak suretiyle bu acizliğiyle başa çıkmaya çalışmasına dayandığını fark etmişti.  İnsanın kendini sadece kendisinin kurtarabileceğini görmüştü; önemli öğretmenlerin öğretilerinin, ebeveynlerinin, arkadaşlarının ve sevdiklerinin sevgi dolu yardımlarının da faydası olabilirdi fakat ona sadece varoluşun zorluğunu kabullenmeye cesaret etmesine ve tüm gücü ve bütün kalbiyle ona tepki göstermesine yarayabilirdi.”

“Bu yeni ´´hastalar“ psikanaliste gerçekte neden mustarip olduklarını bilmeden gelirler…… Ortak dert, kendine, hemcinsine, doğaya yabancılaşmaktır; hayatın avcundan kum gibi akıp gittiğinin ve hayatı yaşamadan öleceğinin farkındalığıdır; bolluk içinde yaşayıp yine de mutsuz olmaktır.”

“tam olarak doğmuş olmak, kişinin farkındalığını, mantığını, sevme kapasitesini benmerkezci katılımını aşıp, dünyayla yeni bir ahenge, yeni bir birliğe ulaşacağı noktaya kadar geliştirmektir…… Hayatın amacı, tam olarak doğmuş olmaktır…… Yaşamak her dakika doğmaktır. Doğum durunca ölüm gerçekleşir.”

“narsistçe her şeyi bilme ve her şeye kadir olma tutumunun üstesinden gelmek için tam olgunluğun oluşması gerekir. Bu narsist tutumu çocukların ve nevrotik kişilerin davranışlarında açıkça gözlemleriz….. Çocuk gerçeği olduğu şekliyle değil, olmasını istediği şekliyle kabul eder….. İsteği gerçekleştirilmezse öfkelenir ve öfkesinin fonksiyonu, dünyayı (anne-babası aracılığıyla) isteğine uyması için zorlamaktır…. Oysa tam olarak gelişmiş bir kişinin özgürlük nosyonu, gerçeği ve onun yasalarını kabullenip, gereklilik yasaları dahilinde haraket etmek, dünyayı kendi duygu ve düşüncelerinin gücünü kavrayarak kendini dünyayla üretken bir şekilde ilişkilendirmektir.”

“Esenlik, aklın tam gelişmiş olduğu duruma ulaşmış olma halidir: Akıl, salt zihinsel muhakeme anlamında değil, hakikati, ´´her şeyi olduğu gibi bırakarak“ idarak etmek anlamındadır.”

“Esenlik, insanla ve doğayla duygusal açıdan tam olarak ilgili olmak, ayrılığı ve yabancılaşmayı yenmek, var olan her şeyle birlik duygusuna erişmek, hal böyleyken kendimi, aynı zamanda ben olduğum ayrı bir varlık, bir birey olarak görmek demektir. Esenlik tam olarak doğmuş olmak, kişinin potansiyelindeki kişi haline gelmesi demektir; mutluluk ve keder için tam kapasiteye sahip olmak veya bir başka deyişle, ortalama insanın içinde yaşadığı yarı uyku halinden uyanmak ve tam olarak uyanık olmaktır.”

“Son olarak da esenlik, kişinin Benliğini (Egosunu) bırakması, hırstan vazgeçmesi, Egosunu koruma ve yükseltme peşinde koşmayı bırakması, sahip olma, koruma, gıpta etme, kullanma değil de, olma eylemli içinde kendini yaşamasıdır.”

“insan varoluşun sorusuna sağırsa, one bir cevabı yoksa sadece yerinde saymaktadır, ürettiği milyonlarca şey gibi yaşar ve ölür. Tanrı olmayı deneyimlemek yerine Tanrı’yı düşünür.”