12 Rules for Life

  1. Stand up straight with your shoulders back
  2. Treat yourself like someone you are responsible for helping
  3. Make friends with people who want the best for you
  4. Compare yourself to who you were yesterday, not to who someone else is today
  5. Do not let your children do anything that makes you dislike them
  6. Set your house in perfect order before you criticize the world
  7. Pursue what is meaningful (not what is expedient)
  8. Tell the truth – or, at least, don’t lie
  9. Assume that the person you are listening to might know something you don’t
  10. Be precise in your speech
  11. Do not bother children when they are skateboarding
  12. Pet a cat when you encounter one on the street

https://en.wikipedia.org/wiki/12_Rules_for_Life

Stages of Magnum Opus(Philosopher’s Stone)

In alchemynigredo, or blackness, means putrefaction or decomposition. Many alchemists believed that as a first step in the pathway to the philosopher’s stone, all alchemical ingredients had to be cleansed and cooked extensively to a uniform black matter.[1]

In analytical psychology, the term became a metaphor ‘for the dark night of the soul, when an individual confronts the shadow within’.

In the Jungian archetypal schema, nigredo is the Shadow;

In alchemyalbedo is one of the four major stages of the magnum opus; along with nigredocitrinitas and rubedo. It is a Latinicized term meaning “whiteness”. Following the chaos or massa confusa of the nigredo stage, the alchemist undertakes a purification in albedo, which is literally referred to as ablutio – the washing away of impurities. In this process, the subject is divided into two opposing principles to be later coagulated to form a unity of opposites or coincidentia oppositorum during rubedo.

Titus Burckhardt interprets the albedo as the end of the lesser work, corresponding to a spiritualization of the body. The goal of this portion of the process is to regain the original purity and receptivity of the soul.[2] Psychologist Carl Jung equated the albedo with unconscious contrasexual soul images; the anima in men and animus in women. It is a phase where insight into shadow projections are realized, and inflated ego and unneeded conceptualizations are removed from the psyche.

In the Jungian archetypal schema, albedo refers to the anima and animus (contrasexual soul images);

Citrinitas, sometimes referred to as xanthosis,[1] is a term given by alchemists to “yellowness.” It is one of the four major stages of the alchemical magnum opus, and literally referred to “transmutation of silver into gold” or “yellowing of the lunar consciousness.”[citation needed] In alchemical philosophy, citrinitas stood for the dawning of the “solar light” inherent in one’s being, and that the reflective “lunar or soul light” was no longer necessary. The other three alchemical stages were nigredo (blackness), albedo(whiteness),

In the Jungian archetypal schema, citrinitas is the wise old man (or woman) archetype;

In an archetypal schema, rubedo represents the Self archetype, and is the culmination of the four stages, the merging of ego and Self.[4]

The Self manifests itself in “wholeness,” a point in which a person discovers their true nature.

and rubedo (redness).

Rubedo is a Latin word meaning “redness” that was adopted by alchemists to define the fourth and final major stage in their magnum opus. Both gold and the philosopher’s stone were associated with the color red, as rubedo signalled alchemical success, and the end of the great work.[1] Rubedo is also known by the Greek word, Iosis.

The three alchemical stages preceding rubedo were nigredo (blackness) which represented putrefaction and spiritual death, albedo (whiteness) which represented purification, and citrinitas (yellowness); the solar dawn or awakening.[2]

The symbols used in alchemical writing and art to represent this red stage can include blood, a phoenix, a rose, a crowned king, or a figure wearing red clothes. Countless sources mention a reddening process

Tanrılar Gibi Olacaksınız Vol II

2. İnsan Kavramı

Tanrı insanı kendi suretinde yarattı, onu Tanrı’nın suretinde yarattı. Onları erkek ve dişi olarak yarattı… ‘Eritis sicut dei'(Tanrılar gibi olacaksınız) diyen yılan haklı çıkmıştı. sf. 61

Bu formülasyonda Tanrı’yla insanoğlu arasındaki ilişkinin başka bir tanımını buluruz. İnsan Tanrı değildir ancak Tanrı’nın özelliklerini kazanacak olursa Tanrı’nın altında yer almamakta, onunla birlikte yürümektedir. sf. 62

Bu şekilde Tanrı’nın davranış biçimlerinin örnek alınması giderek Tanrı’ya daha çok benzemeye başlamak ve aynı zamanda Tanrı’yı tanımak anlamına gelmektedir… Tanrı gibi olmak Tanrı’nın özünü bilmek ya da bu konuda spekülasyon yapmak değil, O’nun davranışlarını örnek almak anlamına gelmektedir… “Bundan dolayı faiz geliri elde etmek amacı ile borç verenlerin ‘en temel prensibi’ ihlal ettiklerini öğrenebilirsiniz. sf. 64

İnsanoğlu bireyselleşme sürecine başlayarak doğayla olan bağlantılarını keser. Hatta doğayla karşılıklı olarak düşman hale gelirler, bu durum insanoğlunun tamamen insanlaşmasına kadar devam edecektir. İnsanoğluyla doğa arasındaki bu bağlantıyı koparan ilk adımla birlikte tarih- ve yabancılaşma- başlamaktadır. Daha önce ele aldığımız gibi bu, insanın “düşüşünün” değil uyanışının hikayesidir ve bu nedenle gelişiminin başlangıcıdır. sf. 66/67

(Ana rahminin sembolü olan) Cennetten atılma hikayesinden önce bile eski ahit metni- sembolik olmayan bir dil kullanarak- babayla anneye olan bağın kesilmesinin zorunlu olduğunu beyan etmektedir. “Bu nedenle adam annesini babasını bırakıp karısına bağlanacak, ikisi tek beden olacak”(Yaratılış 2: 24). Bu mısranın anlamı son derece açık ve nettir. Erkeğin kadınla birleşmesi durumu ebeveynleriyle ilkel bağlarını kopararak bağımsız bir insan haline gelmesidir. Kadınla erkek arasındaki aşkın mümkün olabilmesi için öncelikle ensest bağların koparılması gerekmektedir. sf. 67

Saplantı bir insanı diğer bir insana bağımlı kılan duygusal bir bağdır… Saplantısı olan kişi ensest bağını koparmaya gayret edecek olursa kaybolacağından ve kovulacağından korkmaktadır. sf. 68

İnsanoğlunun gelişimindeki daha ileri bir aşama inanç ve prensip sahibi olmasına ve sonuç olarak bir otoriteye itaat etmektense, “kendi kendine karşı dürüst olmasına” imkan tanımaktadır… “Tanrı’ya itaat etmek insana boyun eğmeği reddetmektedir.” sf. 69

Böylece Tanrı’nın otoritesi insanoğlunun diğer insanların otoritesi karşısındaki bağımsızlığını garanti altına almaktadır. sf. 70

İnsanoğlunun gelişiminin amacı özgürlük ve bağımsızlıktır. Bağımsızlık göbek bağının kesilmesi ve kendi varlığından yalnızca kendisinin sorumlu olması anlamına gelmektedir. Ancak böyle bir radikal tam bağımsızlık durumu insanoğlu için mümkün müdür acaba? İnsanoğlu terörün eline düşmeden kendi yalnızlığıyla yüzleşebilecek midir? sf.  71

İnsanoğlunun içsel faaliyet ve üretkenliğini son sınırlarına kadar geliştirmediği sürece bağımsızlık ve özgürlüğün elde edilmesi mümkün değildir. sf. 72

 

 

Tanrılar Gibi Olacaksınız Vol I

  1. Tanrı Kavramı

O zamanlarda insanoğlunun, insan varlığı sorunun ancak insani özelliklerinin sonuna kadar geliştirilmesiyle çözülebileceği konusunda bölük pörçük bir bilgisi bulunmaktaydı. Uyumun doğaya geri dönmek ve mantığı yok etmek gibi trajik  çaba yerine, sevgi ve mantığın tam olarak geliştirilmesiyle bulunabileceği anlaşıldığı zaman bu yeni yaklaşıma, bu x’e Brahman, Tao, Nirvana, Tanrı gibi birçok isim verilmiştir. sf. 24

…Bununla birlikte insanoğlu için en yüce değer ve en yüce amacı temsil eden BİR TEK şey mevcuttur. Bu amaç, insanoğlunun insani yetenekleri olan sevgi ve mantığın sonuna kadar geliştirilmesi neticesinde dünyada birliğin sağlanmasıdır. sf. 25

Adem ‘le Havva şeytanın teşvikiyle bilgi ağacının meyvesini tadarak iki adımdan birincisini atarlar. Bunun üzerine Tanrı yüce konumunun tehdit altında olduğunu hisseder. “Adem iyiyle kötüyü bilmekle bizlerden biri gibi oldu. Artık yaşam ağacına uzanıp meyve almasına, yiyip ölümsüz olmasına izin verilmemeli,” der. (Yaratılış 3:22) Tanrı kendini bu tehlikeden kurtarmak amacıyla insanoğlunu Cennetin Bahçesi’nden kovar ve yaşam süresini yüz yirmi yıl ile sınırlandırır. sf. 26

Tanrı’yı insan biçiminde tasvir eden dil Eski Ahit’in sonuna kadar devam etmektedir. Yeni olan husus Tanrı’nın kendisini doğanın Tanrı’sı olarak değil, tarihin Tanrı’sı olarak vahiy etmesidir. sf. 30/31

…Tanrı’ya olan inancın, onunla ilgili bilgi sahibi olmak yerine onun eylemlerini taklit etmek anlamına gelmesidir… sf. 39

…Tanrı’nın varlığının kabul edilmesi temel olarak putların reddedilmesidir. sf. 41

Bir put insanoğlunun temel bir tutkusunu, toprak anaya geri dönmek, mal, mülk, iktidar, şöhret vb. şeylere karşı duyulan arzuyu temsil etmektedir… İnsanoğlu kendi tutku ve özelliklerini puta transfer eder… Put insanoğlunun kendi deneyiminin yabancılaşmış şeklidir. Puta tapan insanoğlu kendine tapmaktadır. sf. 42

Put cansız, Tanrı’ysa canlıdır. sf. 43

Peygamberler putperestliği sürekli olarak kendi kendini cezalandırma ve aşağılama, Tanrı’ya ibadet edilmesini ise kendi kendini ve kendini diğerlerinden özgürleştirmek olarak nitelendirirler. sf. 44

Kendi doğası gereğince putperestlik itaatkarlığı, Tanrı’ya ibadet etmek ise bağımsızlığı gerektirmektedir. sf. 45

…Azteklerin tanrıları için insanları kurban etmesiyle modern dünyadaki savaşlarda insanların ulusalcılığın ve egemen güçlerin putlarına kurban edilmesi arasında düşündüğümüz kadar büyük bir fark bulunmakta mıdır acaba? sf. 46

İnsanoğlunun kurtuluşu için Tanrı’ya ibadet etmesi gerekmemektedir. Onun yapması gereken tek şey Tanrı’ya hakaret etmemek ve putlara tapınmamakdır… Eğer insanoğlu dayanışma ve barışa ulaşmışsa, ortak olarak Tanrı’ya ibadet etmelerine bile gerek bulunmamaktadır. sf. 49

Hayattaki her davranış dini bir ruh ile doldurularak kutsanmalıdır. “Doğru haraket” her şeye, sabah duasına, yemeğe, okyanusun görüntüsüne, mevisimin ilk çiçeğine şükretmeye, fakirlere yardım etmeye, hastaları ziyaret etmeye, bir insanı diğerlerinin yanında küçük düşürmemeye gönderme yapmaktadır. sf. 51/52

Hümanist vicdan için “iyi” olan yaşamı geliştirirken, “kötü” olan yaşamı durdurmakta ve sonlandırmaktadır. Hümanist vicdan bizi kendimize geri çağıran, potansiyelimizi gerçekleştirmemizi isteyen kendi içimizin sesidir… “Görevini” bir otoriteye itaat ederek yapmaz, canlı ve ruhsal açıdan aktif bir insan olarak, parçası olduğu dünyaya “karşılık verdiği” için sorumluluk sahibidir. sf. 53

psikanaliz teorisi x deneyiminin ardında yatan ya da diğer taraftan ona karşı çıkan ya da onu engelleyen bilinçaltındaki deneyimlerin anlaşılmasına izin vermektedir… İnsanın en önemli sorunu libido’sunun sorunu değildir, varoluşundan kaynaklanan ikilikler, ayrılık durumu, yabancılaşma, acı çekmesi, özgürlükten korkması, birlik istemesi, nefret ve imha etme kapasitesi, sevgi ve birleşme kapasitesidir. sf. 57

Tek Tanrı düşüncesi insan varlığının ikiliklerinin çözümü için yeni bir yanıtı ifade etmektedir. İnsanoğlu dünyada birliği insanlık öncesi duruma geri dönerek değil, insana özgü nitelikler olan sevgi ve mantığı tüm sınırlarına kadar geliştirerek bulabilir… Nitelikleri bulunmayan, “sukunetle” ibadet edilen bu Tanrı artık otoriter bir Tanrı değildir. İnsanoğlu tamamen bağımsızlaşmalıdır, bu Tanrı’dan bile bağımsızlaşmak anlamına gelmektedir. sf. 58

 

Filozof ve Sufi “Metafizik Üzerine” Vol III

Tasavvuf Makamının Bilinmesi

Öyleyse onlara yaptıklarından başkasıyla azap edilmemiştir. sf. 42

Artık ‘Sana ulaşan her iyilik Allah’tan ve her kötülük kendindendir.’ Seni yola yönlendirdik. Tasavvuf, sufilere göre, zikrettiğim ve açıkladığım hususa ilave bir şey değildir. Allah teraziyi, mertebe ve halleri bilmeyi indirdi. Sen de hikmetin gerektirdiği şeyin gereğinden dışarı çıkma ve ‘Kur’an’dan şifa ve müminler için rahmet olan şey iner.’ Öyleyse onunla ahlaklanmak ve sınırında durmak, nefsani hastalıkları ortadan kaldırır. sf. 44

Hikmetin çokluk ile nitelenmesinin nedeni, bütün varlıklara yayılmış olmasıdır, çünkü varlıkları Allah ortaya koymuştur. Sonra, insanı yaratmış ve ona emaneti yüklemiştir. Bu emanet, varlıkları incelemek ve -Allah her şeye yaratılışını verdiği gibi- her birine hakkını ulaştırmak üzere kendilerinde emanete göre tasarruf etmektir. sf. 44/45

Emaneti ehline ulaştıran kimse sufidir. Ulaştıramayan ise(ayette geçen) zalim ve cahildir. Bir insan derin düşünür ve bu ahlakı Allah’a karşı yerine getirirse, onları varlıklara karşı nasıl uygulayacağını da öğrenir. Böyle biri, hiçbir zaman yanılmayan masum, boş yere haraket ve durmaktan korunmuş kimsedir. sf. 45

Filozof ve Sufi “Metafizik Üzerine” Vol II

Zenginlik Makamı ve Sırlarının Bilinmesi

Kulun zenginliği, Allah sayesinde nefsin alemlere muhtaç olmayışıdır. sf. 35

Allah kulun maslahatını, alemin bir parçası olan bazı eşyayı kullanmasına bağlamıştır. İnsanın onları kullanmayacak derecede zengin olması düşünülemez.

Bununla birlikte bu iki nitelik(zenginlik ve izzet) Allah’ın huzuruna kendileriyle giremeyeceği iki niteliktir. sf. 36

‘Sizin üzülmeniz ona güç gelir.’ Yani, gerçek karşısındaki inadınız ona ağır gelir, ‘Size karşı haristir.’ Burada harislik, sizin Müslüman olmanız ve mutluluğunuzun bulunduğu şeye boyun eğmeniz anlamına gelir. sf. 37

 

Oscar Wilde’den inci (Büyübozumu: Yaratıcı Yazarlık)

Tüm sanat aynı zamanda hem yüzey hem de simgedir.

Yüzeyin altına inen tehlikeyi kabullenir.

Simgeyi okumaya kalkan tehlikeyi kabullenir.

Sanatın aynasında yansıyan, aslında yaşam değil seyircidir.

Bir sanat yapıtı üstüne yürütülen fikirlerin çok çeşitliliği, o yapıtın yeni, karmaşık ve canlı, yaşamsal olduğunu gösterir. sf. 272

(All art is at once surface and symbol. Those who go beneath the surface do so at their peril. Those who read the symbol do so at their peril. It is the spectator, and not life, that art really mirrors. Diversity of opinion about a work of art shows that the work is new, complex and vital.)

Filozof ve Sufi “Metafizik Üzerine” Vol I

Aklı temsil eden kişi akılcı veya filozoftur. Buna mukabil vahyi temsil eden kişi sufi yani tabidir. sf. 22

Tasavvuf insandaki ahlakın olumlu değerler istikametindeki değişimidir ve bu nedenle hal, yani değişme ve başkalaşma ilmidir… Tasavvuf, insandaki değersiz huyları erdemlere dönüştürerek insanı altın haline getirmeyi hedefler. Altın insan kamil insan demektir. Kimya ve simya ile tasavvufun irtibatı burada kurulur. sf. 23

Fakirlik ve sırlarının bilinmesi

Fakirlik, arifin ulaştığı en haz veren şeydir, çünkü fakirlik arifi Hakkın huzuruna sokar ve Hak onu bu sayede kabul eder. Çünkü Hak arifi bu özellikle kendine çağırmıştır. sf. 29

Allah her şeye yaratılışını verdiği gibi sanada senin maslahatında olanı verdi. Bunu bilseydin, bu makam sahibinin Allah’tan istekte bulunacağı bir şeyi kalmayacağını anlardın. sf. 30

Allah, melek, insan, hayvan vb. yaratıklardan muhtaç  olunan ve istenilen her şeyde gerçekte istenilenin kendisi olduğunu bilmekten bu insanları perdelemiştir. sf. 31

İsteğini belirlemekten kendini geri tutmazsan bile, -belirlemiş olmakla birlikte- en azından yoksulluğunu Allah’a bağlamaya çalış! Allah Hz. Musa’ya şöyle vahyetti: ‘Ey Musa! Benden başkasına ihtiyaçları sunma. Hamuruna katacağın tuzu bile benden iste.’ İşte bu, Allah’ın Musa’ya öğretmesidir. sf. 33

Çünkü Allah sayesinde Allah’a muhtaç olmak , zenginliğin ta kendisidir. Çünkü Allah, zengindir ve sen O’na muhtaçsın. Dolasıyla sen O’nun sayesinde alemlerden müstağnisin. Bunu bilmelisin! sf. 34

Dokuz yüz katlı insan’dan Notlar – VI

Aramızda öyle derin bir kardeşlik var ki, anlatmak için kelimeler yetmiyor. Hepimiz o nefs-i emmare zindanından kurtulmak istiyoruz… O katta yaşayan rolümüzü terk etmekten korkuyoruz, çünkü o katı rollerini terk edersek öleceğimizi sanıyoruz… Bu doğrultuda hayır terapisini ciddiye almamız ve hayatımızda etkin hale getirmemiz büyük bir önem taşır. sf. 391