Anima ve gelişim seviyeleri

[1] https://appliedjung.com/anima-possession/

[2] https://thirdeve.com/2007/11/01/the-anima/

Summary of the contents  :

The Anima possessed man is a spineless wimp who does not know when or how to take action in the world.

The Anima possessed man is stuck in a fate that his repetitive patterns choose for him.

He repeats the same dynamics, dates the same type of women, and experiences the same resistance in the world again and again.

The Anima represents the divine aspect of the human being. She is a goddess that imbues everything with numinosity and mystery. The human being tries to bring the divine into the realm of reality and thereby reduce the mystery to the banal. This attempt to rob the Anima of her divinity is evident in the Western culture where the feminine is reduced to base and crude sexuality.

The danger with Anima possession is when the man takes on an average, reluctant, undifferentiated attitude. His attitude towards risk is to avoid it, because he simply does not believe that anything he undertakes will succeed. This hopelessness opposes the hero within. As the Anima is an Archetype, to realise the Anima instinctively will release overwhelming emotions. This is why the man must develop his inferior function, to prevent the Anima from possessing him. To redeem the Anima, she must be allowed to reveal her divine nature.

One of the main problems with the Anima is that she lies outside time. This results in men who act inappropriately for their age. They are either childish old men or wise young boys. This time related issue affects the man’s judgment in relation to action. He either totally overreacts to small matters, or does not act when he needs to in big matters. This must be opposed in the following manner.

With time and practice the man will be able to enter the situation consciously, without falling prey to the emotion. Once he is able to hold the opposites in consciousness, not to commit to any action, he will be able to integrate his Anima.

When the man finds himself lost in ambiguity and at a loss on what to do, he needs to act. The Anima is an expert on implanting doubt. He must step into life to get out of this trap. He needs to act in some way. He must escape the repetitive pattern of getting excited about ideas and then discussing it to death until he is totally uninspired. He needs to develop a disciplined consciousness for solutions and directions.

As long as he tries to use his feeling function in the external realm, he will be heavy, slow, mystical and inarticulate. But if he turns his feeling function inwards, and allows himself to feel, no matter how silly or infantile, he will slowly develop his feeling function. This ability to think naively, without rules, allows the libido (energy) to rush forth and re-energize the psyche.

The ultimate goal of this journey is individuation, which is the most authentic and whole expression of an individual. Integrating the Anima and Animus is a vital aspect of this journey.

Eve

The first eve represents all that is natural, instinctual, and biological. The man with an anima of this type cannot function well without a vital connection to a woman and is easy prey to being controlled by her.

Helen

the anima is a collective sexual image.  The man under her spell is often a Don Juan who engages in repeated sexual adventures. These will invariably be short-lived, for two reasons: (1) he has a fickle heart, and (2) no real woman can live up to the expectations that go with this unconscious, ideal image.

Mary

The man with an anima of this kind is able to see a woman as she is, independent of his own needs. His sexuality is integrated into his life, not an autonomous function that drives him. He can differentiate between love and lust. He is capable of lasting relationships.

Sophia

a man’s anima functions as a guide to the inner life, mediating to consciousness the contents of the unconscious.

When inner realities are not recognized or owned, they appear in the outside world through projection. Thus, if a man’s anima is lonely and desperate for attention, he will tend to fall in love with dependent women who demand his time and energy. The man with a mother-bound anima will choose a woman who wants to take care of him. The man not living up to his potential will be attracted to women who goad him on and make more of him than he would otherwise be. In other words, whatever qualities a man does not recognize or develop within himself will confront him in real life.

The anima serves the man by working as his guide to the unconscious.

Without the anima development, a man finally arrives at a place in his life where he realizes his life is without meaning. This is an indication that he has some work to do with his anima.

Psikanaliz ve Zen-Budizm Vol-II

Bilincin, Bastırmanın ve Baskısızlaştırmanın Yapısı

“Psikanalitik yaklaşımın en karakteristik unsuru, kuşkusuz, bilinçdışını bilinçli hale getirme çabasıdır.”

“Nefesimin farkında olmam ile nefesim hakkında düşünmem aynı şey değildir; aslında nefesim hakkında düşünmeye başlayınca bir daha artık nefesimin farkında olamam.”

“Uzun vadede çoğunluk sömürülmeyi gönüllü olarak kabul etmelidir, bu ise ancak, zihinleri azınlığın hükümranlığını kabullnemesini açıklayacak ve haklı gösterecek her türlü yalanlar ve hayallerle doldurulduğunda mümkündür.”

“Her toplum, tarihsel gelişim süreci içerisinde, geliştirdiği belirli biçimde yaşamını sürdürme ihtiyacına kapılır ve bu yaşamı tüm insanlarda ortak olan daha kapsamlı insani amaçları göz ardı ederek başarır. Toplumsal ve evrensel amaç arasındki bu çelişki, insanlığın hedefleri ile belli bir toplumun hedefleri arasındaki ikiliği inkar etmeye ve buna bahane bulmaya yarayan her çeşit hayal ve yanılsamanın uydurulmasına yol açar…… bilincimizde bulunan çoğu şeyin sahte bilinç olduğunu ve bizi bu hayali ve gerçekdışı kavramlarla dolduranın, esasen toplum olduğunu vurgulamak istiyorum.”

“Genel anlamda konuşursak, bir deneyimin, dilde ilgili bir kelimesi olmadığı için farkındalığa girmediği söylenebilir…… Sadece yapılmaması değil düşünülmemesi bile gereken şeyler vardır. Örneğin, başka kabilelerin üylerini öldürüp, onları soyan bir kabilede, öldürmeye ve soymaya karşı tiksinti duyan biri olabilir. Fakat bu duygusunun farkında olmaması kuvvetle muhtemeldir…… Dolayısıyla böyle bir tiksinti duygusuna sahip bir birey, muhtemelen tiksinti duygusunun farkındalığına nüfuz etmesine izin vermek yerine, kusma gibi psikosomatik bir belirti gösterecektir…… Her toplum, yaşamını devam ettirmek için bireylerin karakterlerini, yapmaları gerekeni yapmak isteyecekleri şekilde biçimlendirir.”

“Kişi kendini ne derece insanlıkla beraber hissederse, toplumsal dışlanmayı o kadar kaldırabilir ve tersi de geçerlidir. Kişinin bilincine göre haraket edebilmesi, onun kendi toplumunun sınırlarını ne derece aştığına ve bir dünya vatandaşı, bir kozmopolitan haline geldiğine bağlıdır.”

“Bilinçdışının içeriği ile ilgili şu açıklama yapılabilir: Daima, tüm karanlık ve aydınlık ihtimalleriyle bütünlük içindeki insanı yansıtır; daima, varoluşun yönelttiği soruya insanın verebileceği çeşitli cevapların temelini barındırır. Fakat her kültürdeki insanda tüm potansiyeller vardır; ilk insandır, yırtıcı hayvandır, yamyamdır, putperesttir hem de mantık, sevgi ve adalet kapasitesine sahiptir. O zaman bilinçdışının içeriği ne iyidir ne de kötü, ne mantıklıdır ne de mantıksız; bilinçdışının içeriği her ikisidir; hepsi insandır. Bilinçdışı, bütünlük içindeki insan eksi insanın içide bulunduğu toplumla uyuşan parçasıdır. Bilinç, sosyal insanı, bireyin içine atıldığı tarihsel durumun oluşturduğu rsatlantısal sınırlamaları yansıtır. Bilinçdışı evrensel insanı, evrende kök salan bütün insanı yansıtır; içindeki bitkiyi, hayvanı, ruhu yansıtır; insan varoluşunun doğuşundan beri tüm geçmişini yansıtır ve insanın tamamen insan olacağı, insanın doğallaştığı kadar doğanın da insanlaştığı güne kadarki geleceğini yansıtır.”

“Bilinçdışını bilinçlendirmek sadece insanın evrenselliği görüşünü bu evrenselliğin yaşam deneyimine dönüştürür; hümanizmin deneysel gerçekleşmesidir.”

“Freud, bastırmanın kişinin gerçeklik duygusuna nasıl engel olduğunu ve bastırmayı kaldırmanın gerçekliğin yeni bir şekilde idrakini sağladığını açıkça görmüştür. Freud, bilinçsiz arayışların bozucu etkisini aktarım olarak adlandırmıştır…… Hasta ancak bilinçdışıyla temas kurduğunda kendi ürettiği çarpıtmaların üstesinden gelebilir…… Mademki, kişi bilmediği ve bilinçli düşüncesine ters dürtüler tarafından güdüleniyor, o zaman kendi bilinçsiz arayışlarını da başka bir kişiye yansıtabilir ve dolayısıyla kendi içinde onların farkında olmayıp, diğerinin yansımasına ait olarak görebilir…… Gerçek dürtüleri bilinçsiz olan amaçlar için sahte bir açıklama olan bu bilinçli akıl yürütme, Freud tarafından mantığa bürünme olarak adlandırılmıştır.”

“…insanın bilincinde olduğu çoğu şey hayal ürünüdür; bu arada bastırdığı şey ise gerçektir…….(kişinin içindeki veya dışındaki) gerçek sandığı şeyin çoğu kısmı, zihnin oluşturduğu birtakım hayallerdir. Gerçeğin ancak, toplumsal işlevinin gerektirdiği dereceye kadar farkındadır……. Ortalama insanın bilinci, esasen hayal ürünlerinden ve yanılsamalardan oluşan sahte bilinçtir, bu esnada farkında olmadığı şey, gerçekliktir. Dolayısıyla kişinin neyin bilincinde olduğunu, neyin bilincine vardığını ayırt edebiliriz. çoğunlukla hayallerinin bilincindedir; bu hayallerin altında yatan gerçekliğin ise bilincine varabilir……bastırılmışlık hali rastlantısal, sosyal insan olan benim, benden, bütün insan kişiliğimden ayrılmam olgusuyla sonuçlanır. Kendime yabancıyım ve diğer herkes de bana aynı ölçüde yabancı. İnsani olan engin deneyim alanından kopartıldım ve kendisi ile diğerlerinin içinde gerçek olan ne varsa sadece onu yaşayan bir sakat olarak, bir insanın bir parçası olarak kalırım.”

“…gördüğümü sanırım ama sadece kelimeleri görürüm…hissettiğimi sanırım ama sadece duyguları düşünürüm. Düşünen kişi, yabancılaşmış kişidir, Platon’un mağara benzetmesinde sadece gölgeleri görüp yanlışlıkla anın gerçekliği ile karıştıran kişidir…… O, bir şey gördüğünü sanır; bir şey hissettiğini sanır; ama anı ve düşünce haricinde hiçbir deneyim yoktur. Gerçeği kavradığını sandığında onu kavrayan sadece beyin benliktir; o bütün insan, gözleri, elleri, kalbi, karnı hiçbir şey anlamaz; aslında o, kendisinin olduğunu sandığı deneyimde yer almaz.”

“…bu süreçte her adımın, normal bilincin hayal ürünü, gerçek dışı karakterini anlama yönünde olduğudur. Bilinçsiz olan şeyde bilinçlenmek ve böylece kişinin bilincini genişletmesi, gerçekle ve bu bağlamda hakikatle temas kurmaktır. Bilinci genişletmek, uyanmak, örtüyü kaldırmak, mağaradan çıkmak, karanlığa ışık getirmek demektir.”

“Kişinin bilinçdışını keşfetmesi, kesinlikle düşünsel bir eylem değil, mümkün olsa bile kelimelerle ifade edilmesi zor olan duygusal bir deneyimdir…… Bilinçdışını keşfetme süreci, derinden hissedilen ve teorik, düşünsel bilgiyi aşıp giderek genişleyen deneyimler dizisi olarak tarif edilebilir.”

Psikanaliz ve Zen-Budizm Vol-I

“Freud, mutlak güce sahip, her şeyi bilen bir Tanrı’ya duyulan inancın köklerinin, insanın varoluşunun acizliğine ve yardım eli uzatan bir anne-babaya, yani, cennetteki Tanrı’ya inanmak suretiyle bu acizliğiyle başa çıkmaya çalışmasına dayandığını fark etmişti.  İnsanın kendini sadece kendisinin kurtarabileceğini görmüştü; önemli öğretmenlerin öğretilerinin, ebeveynlerinin, arkadaşlarının ve sevdiklerinin sevgi dolu yardımlarının da faydası olabilirdi fakat ona sadece varoluşun zorluğunu kabullenmeye cesaret etmesine ve tüm gücü ve bütün kalbiyle ona tepki göstermesine yarayabilirdi.”

“Bu yeni ´´hastalar“ psikanaliste gerçekte neden mustarip olduklarını bilmeden gelirler…… Ortak dert, kendine, hemcinsine, doğaya yabancılaşmaktır; hayatın avcundan kum gibi akıp gittiğinin ve hayatı yaşamadan öleceğinin farkındalığıdır; bolluk içinde yaşayıp yine de mutsuz olmaktır.”

“tam olarak doğmuş olmak, kişinin farkındalığını, mantığını, sevme kapasitesini benmerkezci katılımını aşıp, dünyayla yeni bir ahenge, yeni bir birliğe ulaşacağı noktaya kadar geliştirmektir…… Hayatın amacı, tam olarak doğmuş olmaktır…… Yaşamak her dakika doğmaktır. Doğum durunca ölüm gerçekleşir.”

“narsistçe her şeyi bilme ve her şeye kadir olma tutumunun üstesinden gelmek için tam olgunluğun oluşması gerekir. Bu narsist tutumu çocukların ve nevrotik kişilerin davranışlarında açıkça gözlemleriz….. Çocuk gerçeği olduğu şekliyle değil, olmasını istediği şekliyle kabul eder….. İsteği gerçekleştirilmezse öfkelenir ve öfkesinin fonksiyonu, dünyayı (anne-babası aracılığıyla) isteğine uyması için zorlamaktır…. Oysa tam olarak gelişmiş bir kişinin özgürlük nosyonu, gerçeği ve onun yasalarını kabullenip, gereklilik yasaları dahilinde haraket etmek, dünyayı kendi duygu ve düşüncelerinin gücünü kavrayarak kendini dünyayla üretken bir şekilde ilişkilendirmektir.”

“Esenlik, aklın tam gelişmiş olduğu duruma ulaşmış olma halidir: Akıl, salt zihinsel muhakeme anlamında değil, hakikati, ´´her şeyi olduğu gibi bırakarak“ idarak etmek anlamındadır.”

“Esenlik, insanla ve doğayla duygusal açıdan tam olarak ilgili olmak, ayrılığı ve yabancılaşmayı yenmek, var olan her şeyle birlik duygusuna erişmek, hal böyleyken kendimi, aynı zamanda ben olduğum ayrı bir varlık, bir birey olarak görmek demektir. Esenlik tam olarak doğmuş olmak, kişinin potansiyelindeki kişi haline gelmesi demektir; mutluluk ve keder için tam kapasiteye sahip olmak veya bir başka deyişle, ortalama insanın içinde yaşadığı yarı uyku halinden uyanmak ve tam olarak uyanık olmaktır.”

“Son olarak da esenlik, kişinin Benliğini (Egosunu) bırakması, hırstan vazgeçmesi, Egosunu koruma ve yükseltme peşinde koşmayı bırakması, sahip olma, koruma, gıpta etme, kullanma değil de, olma eylemli içinde kendini yaşamasıdır.”

“insan varoluşun sorusuna sağırsa, one bir cevabı yoksa sadece yerinde saymaktadır, ürettiği milyonlarca şey gibi yaşar ve ölür. Tanrı olmayı deneyimlemek yerine Tanrı’yı düşünür.”

Antromorphism

İnsan olmayan varlıklara insansı nitelikler yükleyerek anlamaya çalışmak insan psikolojisinin en güçlü araçlarından birisidir, ancak bu araç bazen bozularak insanı batıl inanca veya yanlış çıkarımlara sürükleyebilir. Kafamızda yarattığımız/güreştiğimiz problemlerin hiç birinin bilinci yok, bilinçaltının anlattıklarını anlamak için onlara insansı/bilinçli özellikleri biz yüklüyoruz.

Kendi zihninin hakimi ve ustası ol, kalan diğer herşey ikincil öneme sahiptir

İnsanın kendi zihnini tanıması ve onun işleyişi üzerinde ustalaşması bir sanattır, yarı bilinçli veya bilinçsiz otomatik davranışlardan kurtulmak ve hayatta kendini tekrar eden hatalardan kurtulmak için bu sanatta ustalaşmak gerekir. Bu sanat üzerinde ustalaşmış kişiler gerçekten bilinçli(self-aware) hale gelmişlerdir. Varoluşsal bunalım içinde olan insanlar kendilerini bu yola yönlendirerek krizlerine çare, hayatlarına anlam ve “ilerleme” katabilirler.

Bunun için anahtar nokta insanın kendisini tanımasıdır.

Gereksiz, yapay, önemsiz tüm korkuları kendini tanıyarak aşabilir insan.

Zihinsel tüm korkuların kökeninde savaşılan bir düşman veya bir günah keçisi bulunur ve bunlarda yapay zihinsel yaratımlardır. Gerçekte aslında düşman yoktur.

Korkularından arınmak ve yapay düşmanlarını ortadan kaldırmak için kendini tanı…

Yedi Ölümcül Günah

  1. Superbia (İng. pride): Kibir, kendini beğenmişlik (Lucifer‘e atfedilmiştir)
  2. Avaritia (İng. greed): Açgözlülük (Mammon‘a atfedilmiştir)
  3. Luxuria (İng. lust): Şehvet düşkünlüğü (Asmodeus‘a atfedilmiştir)
  4. Invidia (İng. envy): Kıskançlık, hasetlik (Leviathan‘a atfedilmiştir)
  5. Gula (İng. gluttony): Oburluk (Beelzebub‘a atfedilmiştir)
  6. Ira (İng. wrath): Öfke, yıkıcılık, gazap etmek (Behemoth‘a atfedilmiştir)
  7. Acedia (İng. sloth): Tembellik, miskinlik (Belphegor‘a atfedilmiştir)